İstanbul Avrupa Yakası

Dolmabahçe Sarayı

Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonuna sahip bu saray iç dekorasyonu, ipek halı ve perdeleri, mobilyaları ve diğer tüm eşyaları eksiksiz olarak orijinal haliyle günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı, mevcut hiçbir sarayda bulunmayan zenginlik ve ihtişama sahip bir sahil sarayıdır. Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkârlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Saray 1984 yılından beri müze olarak hizmet vermektedir. Ayrıntıları anlatmakla bitirilmiyecek olan bu tarihe şahitlik etmiş ihtişamlı saray, İstanbul’da görülecek yerler arasında ilk sıralarda.

Beyoğlu

Beyoğlu, İstanbul’un uyumayan yüzüdür. Her daim canlı, rengarenk ve kalabalıktır. Farklı etnik kültürlerin bir arada yaşadığı, kozmopolit bir Türkiye mozaiğidir. Semtin adeta şehri özetleyen bir havası vardır. Her renkten insana rastlayabileceğiniz, farklı tarzlarda eğlence mekanlarının bulunduğu, sokaklarında kestanecisinden mısırcısına seyyar satıcıların olduğu, sokağa yayılan müzik sesleriyle kalabalığın içine karışarak kaybolma hissi yaşayabileceğiniz İstanbul’un vazgeçilmez semtidir.

Büyük Mecidiye Camii (Ortaköy)

Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonuna sahip bu saray iç dekorasyonu, ipek halı ve perdeleri, mobilyaları ve diğer tüm eşyaları eksiksiz olarak orijinal haliyle günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı, mevcut hiçbir sarayda bulunmayan zenginlik ve ihtişama sahip bir sahil sarayıdır. Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkârlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Saray 1984 yılından beri müze olarak hizmet vermektedir. Ayrıntıları anlatmakla bitirilmiyecek olan bu tarihe şahitlik etmiş ihtişamlı saray, İstanbul’da görülecek yerler arasında ilk sıralarda.

Çiçek Pasajı

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında yok olan Hoca Nazım Tiyatrosu yerine yapılan, mütareke yıllarında birçok çiçekçi dükkanı açıldığından; o güne kadar daha çok Hristaki Pasajı olarak anılan yer Çiçek Pasajı adını almıştır. Asıl olarak 1940’lı yıllarda açılan meyhaneler (özellikle Nektar Birahanesi) büyük bir müşteri kalabalığı çekemeye başlamıştır. 1950’lerde çiçekçiler başka sokaklara doğru kaymaya başlayınca boşalan yerlere yeni meyhaneler açılmya devam etmiştir. 1950’lerin sonunda ‘çiçek’ adı daha çok bir hatıra olarak kalmış, pasaj tümüyle bugünkü meyhane kimliğine bürünmüştür. 10 mayıs 1978’de bir gecede aniden çöken bakımsız bina 2005’te tekrar hizmete girmiş ve şimdi fasıl eşliğinde rakı, balık, meze sevenlerin hizmetindedir.

Topkapı Sarayı

1478’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Dolmabahçe Sarayı yapılana kadar yaklaşık 380 sene devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı olmuştur. Dolmabahçe, Yıldız ve diğer saraylarda yaşanmaya başlanmasıyla boşaltılmıştır. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da önemini hiç kaybetmemiş, 1924 yılında bazı ufak onarımlar yapılarak, müze olarak ziyarete açılmıştır. Osmanlı padişahlarının özellikle yükselme devrinde bütün dünyayı idare ettikleri Topkapı Sarayı ve sarayda muhafaza edilen, dünyanın en meşhur elmasları arasında gösterilen ‘kaşıkçı Elması’ İstanbul’un görülmesi gereken değerlerindendir.

Arasta Çarşısı

Arasta Çarşısı, Osmanlı zamanında sipahilerin malzemelerinin satılmasından dolayı, Sipahi Çarşısı olarak da anılmış. Eski Bizans kalıntıları üzerinde geniş bir onarımdan geçirilerek yapılan Arasta Çarşısı, her iki yanı geleneksel hediyelik halı, kilim, seyahat hatırası, İznik çinileri satan yaklaşık yetmiş dükkanın bulunduğu sokaktan oluşmaktadır. Bu bölgede 1930’lu yıllarda yapılan kazılarda Bizans Sarayı’na ait mozaiklerin bulunması bölgenin saray kompleksine ait olduğunu kanıtlar niteliktedir. 1912 yılında çıkan yangınla tahrip olan çarşı uzun dönem harabe olarak kalmış, 1980’li yıllarda restore edilerek İstanbul’a kazandırılmıştır.

Kapalı Çarşı

Dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı İstanbul’un merkezindedir. Çarşının 60’a yakın sokağı, üç binden fazla dükkanı mevcuttur. Dünya üzerinde İstanbul’a ilgisi olan herkes planlarına Kapalıçarşı’yı da dahil etmektedir. Her daim hareketli, canlı ve devetkar olan Kapalıçarşı, İstanbul’un mutlaka görülmesi ve yaşanması gereken yerlerinden biridir.

Mısır Çarşısı

İstanbul’un eczanesi olarak yola çıkan Mısır Çarşısı; 1660 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Aktarlarıyla meşhur bu çarşıda halen doğal ilaçlar, baharat, çiçek tohumları, nadir bitki kök ve kabukları gibi eski geleneğine uygun ürünlerin yanı sıra kuruyemiş, şarküteri ürünleri ve değişik gıda maddeleri satılmaktadır. Çarşı, pazar günleri de açıktır. Bu tarihi büyülü yapı, birbirine karışmış baharat kokuları eşliğinde rengarenk atmosferiyle Eminönü’nün ortasında ziyaretçilerini beklemektedir.

Aya İrini

Topkapı Sarayı’nın 1. avlusunda yer alan Aya İrini 6. yy’da İmparator Lustinianus zamanında inşa edilmiştir. Malzeme ve mimarisiyle tipik bir Bizans yapısıdır. İstanbul’da günümüze kadar gelebilmiş yegane atriumlu kilisedir. 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Bizans’ın ilk kiliselerinden Aya İrini 1. Lustinianus döneminin tüm mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılan, 1869 yılında müze-i Hümayun adı alan, 1908 tarihinden itibaren askeri müze olarak çeşitli etkinliklere tahsis edilen yapı, konser ve gösteri amaçlı olarak da kullanılmaktadır.

Türk İslam Eserleri Müzesi

Türk ve İslam sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesidir. Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri olan Süleymaniye camii külliyesi içinde yer alan imaret binasında 1914’te ‘Evkaf-ı İslamiye müzesi’ adıyla ziyarete açılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra is ‘Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ adını almıştır. 1983 yılında İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmıştır. 1984 yılında Avrupa Konseyi yılın müzesi yarışması jüri özel ödülünü, 1985 yılında da Avrupa Konseyi – UNESCO tarafından çocuklara kültür mirasını sevdirme konusundaki çalışmalarından ötürü verilen ödülü almıştır. Konusunda dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alıp, 40.000 eseri aşan koleksiyonu ile İslam sanatının hemen her döneminden ve her türünden seçkin eserlere sahiptir.

Arkeoloji Müzesi

Ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey’in kurucusu olduğu müze 13 Haziran 1891’de Müze-i Hümayun ismi ile açıldı. Abidevi binanın mimarı Vallaury’dir. Arkaik çağdan Roma devrine devam eden eşsiz heykeller sıralıdır. 1883 yılında Osman Hamdi bey tarafından ülkemizdeki ilk Sanay-i Nefise Mektebi olarak yaptırılmıştır. Binanın içinde bulunan eski şark eserleri müzesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 yılında yazlık köşk olarak yaptırılan ve ülkemizin en zengin ve önemli müzesidir. 1992 yılında Avrupa konseyi tarafından ‘yılın müzesi’ seçilmiştir.

Dikilitaş

Eski Mısır’dan çıkarılacak dünyanın çeşitli kentlerine dikilitaşlar götürüldüğü olmuş. Istanbul’daki dikilitaş ilk olarak mö 1547 yıllarında Firavun 3. Tutmosis adına Yunanlıların Helipolis adını verdiği Annu kentinde dikilmiş. Üzerinde hiyeroglif yazısı ile Tutmosis’in zaferleri yazılmış. Taş ilk olarak Bizans Imparatoru Constantinus’un dikkatini çekmiş ve Mısırlılardan taşın kendisine gönderilmesini istemiş. Dikilitaş 390 yıllarında Bizans İmparatoru Theodosius’un emriyle Hipodroma dikilmiş. Kaidedeki kabartmalar üzerinde 1. Theodosius oğulları karsı Arkedios Honorios ile imparator 2. Valantinianos görülür. Ayrıca hipodrom sahneleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirler de vardır.

Galata Mevlevihanesi

1975 yılında müze olarak hizmete açılmış olan Galata Mevlevihanesi, nam-ı diğer Kulekapı Mevlevihanesi, devrinin kültürünü ve sanatını yansıtan kurumlardan biri. Beyoğlu’nda Yüksekkaldırım’a inen yokuşun başında yer alan yapı, İstanbul’un en eski mevlevihanesidir. 1491 yılında külliye olarak inşa edilmiş olan Mevlevihane bugün müze olarak faaliyet göstermektedir. Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran Mevlevihanelerin Türk kültürüne etkisi büyüktür. Galata Mevlevihanesi’nde sema gösterisine şahitlik etmek eşsiz bir deneyim olacaktır.

Galata Kulesi

528 yılında inşa edilen, 15. yy’da zindan, 16. yy’da yangın kulesi olarak kullanılan, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin taktığı tahta kanatlarla tarihteki ilk uçuşu gerçekleştirdiği kule, Ceneviz mimarisin en önemli eserlerinden biridir. Panoramik İstanbul manzarasını izleyebileceğiniz Galata Kulesi’nin kafe ve restoranları her sabah dokuzda açılıp gece on ikiye kadar hizmet vermektedir. Medeniyetlerinde barındırmış çevresinde Galata Kulesi’nin varlığı ile farklı bir ruha bürünmüş olan semt, etrafında yer alan butik işletmelerde de keyif vaat ediyor.

İstanbul Modern

İstanbul Modern, ev sahipliği yaptığı sosyal programlar ve eğitim projeleriyle kentte klasik müze anlayışının dışına çıkan ilk adreslerden biridir. Müzede hem yerleşik hem de süreli sergiler gerçekleştirilmektedir. İstanbul Modern’in soluklanabileceğiniz bir kafesiyle birlikte sanatla ilgili materyal bulabileceğiniz bir kütüphanesi de bulunuyor. Sinemasında ise bağımsız filmler gösteriliyor.

Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıcı

Kaynaklara göre Binbirdirek sarnıcı 4.yy’da İmparator 1. Constantinus Filoksensus, Yerebatan sarnıcı ise 542 yılında Bizans İmparatoru 1. Justinianus tarafından sarayın su ihtiyacını karşılamak için yaptırıldı. Yerebatan Sarnıcı’nda her biri 9 metre yüksekliğinde 336 adet sütun yer alıyor. Tarihi Yarımada’nın ortasındaki iki sarnıcın da dilden dile dolaşarak günümüze kadar ulaşmış efsaneleri bulunuyor. Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıçlarının ilginç efsaneleri yapıları daha gizemli ve merak uyandırıcı hale getiriyor. İstanbul’un bu önemli yapılarının tarih kokan atmosferi görülmeye değer.

Ayasofya Camii

Tarihten günümüze kadar ayakta kalmış en önemli yapıtlardan biri olan Ayasofya, 537 yılında Bizans İmparatoru Justinyan tarafından yaptırılmış bir anıt eserdir. 916 yıl Bizans İmparatorluğu’nda ‘büyük kilise’ adıyla kilise olarak kullanılmış, 481 yıl İslam dünyasında ve Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘Büyük Cami’ olarak kullanılmış, 24 Kasım 1934 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülmüştür. 10 Temmuz 2020 tarihinde söz konusu Bakanlar Kurulu kararı iptal edilmiş, hemen ardından Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan imzası ile yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Ayasofya yeniden ibadete açılmıştır. İhtişamı ve mimarisi ile görenleri kendine hayran bırakan İstanbul’un gözbebeği bu şaheseri görmeyi unutmayın.

Sultanahmet Camii

Sultanahmet Camii 1609-1616 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami; mavi, yeşil ve beyaz renkli 20.000’i aşkın İznik çinileriyle bezendiği, yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılar tarafından ‘Mavi Camii’ olarak adlandırılmıştır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camisi olmuştur. Aslında Sultan Ahmet Camisi’nin külliyesiyle birlikte İstanbul’da ki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar karstı, arasta, dükkanlar, hamam çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sübyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır.